| 2011 Yılı TPE ve TSE Bütçesi Hakkında Konuşma Meti |
|
|
|
| TBMM ÇALIŞMALARI - MECLİS KONUŞMALARI |
| Cumartesi, 19 Şubat 2011 10:36 |
|
23. Dönem 5. Yasama Yılı 37. Birleşim 20/Aralık /2010 Pazartesi Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sanayi ve Ticaret Bakanlığına bağlı Türk Patent Enstitüsü ve Türk Standartları Enstitüsünün 2011 yılı bütçeleri üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, 1994 yılında kurulan Türk Patent Enstitüsü Türkiye'de sınai mülkiyet hakları konusundaki sistemin altyapısını oluşturan ve yeniliklerin etkin şekilde korunmasını temin eden bir kuruluşumuzdur. Özellikle üniversitelerimizde sanayi ve ticaret odalarının iş birliği hâlinde üretilen bilgi ve yeniliklerin üretime kazandırılması noktasında çalışma yapmaktadır. Yine, aynı şekilde, elli beş yıl önce ticaret ve sanayi odalarının bünyesinde faaliyete başlayan TSE bugünkü yapısına 132 sayılı Kanun'la kavuşmuştur. Özellikle AKP İktidarı döneminde çıkartılan 5018 sayılı Yasa kapsamına alınarak idari ve mali özerklik yapısı bozulmuş, daha önceleri devlet bütçesinden pay almadan hizmet veren kuruluş bu Yasa ile maalesef iktidarın kontrolüne girerek tarafsız ve hakem olma özelliğini kaybetmiştir. TSE ile paralel hizmet veren birçok kuruluş Yasa kapsamından çıkartılırken TSE çıkartılmamıştır. Sanayici ve ticaret erbabı ile tüketiciler arasında hakem kuruluş olan ve iktidarın kontrolü elinde tutma hevesi yüzünden AKP standartları enstitüsü hâline gelmiştir. Ülkemizde ve uluslararası alanlarda güvenilir, bağımsız, karar alabilme yeteneği gelişmiş, şeffaf ve verimli çalışan bir TSE istiyorsak 5018 sayılı Yasa'dan kurtulunması gerekir. Değerli milletvekilleri, TPE ve TSE personel yönetmeliğinde son sekiz yılda yetmişten fazla değişiklik yapılarak kurum iktidara bağlı hâle getirilmiştir. Liyakatin yerini mensubiyet almış, teknik olması gereken kurumda ehliyetsiz kişiler yandaşlık kriterleri ile işe yerleştirilmiş ve örnek olarak verecek olursak genel sekreterler huzurlarınızda. Dün mesaiye bakmaksızın cansiparane çalışan kurum personeli bugün eli kolu bağlanmış ve baskı altındadır. Haksız ve hukuksuz uygulamalar idare ile personelin arasını açmış ve karşı karşıya getirmiştir. Neticesinde de yüzlerce dava kurum ile personeli arasında devam etmektedir. TSE Genel Kurul raporlarına ve faaliyet raporlarına baktığımızda da 2002 yılına kadar kendi gelirleri ve giderleriyle denk bir bütçe sağlayan, her dönem pozitif olan kurum son yıllarda yatırım yapmamasına rağmen hizmet gelirleri kurum giderlerini karşılamayan bir bütçe ortaya çıkarmaktadır. Geçmiş dönemlerde geliştirdiği laboratuvarlar, teknolojilerle Orta Doğu ve Balkanların en büyük ve en etkili belgelendirme kuruluşu olan TSE, AB standartlarını yakalamış, bağımsız, tarafsız ve rekabet edebilir, uluslararası uyumu sağlamış bir yapıdan iktidara bağlı bir hâle gelmiştir. TSE'deki değişim o noktalara ulaşmıştır ki, yıllardır TSE Spor Kulübüyle özdeşleşen üzerinde Atatürk resmi, tarihteki Türk devletleri ve bayrakları ile soy ağacının olduğu takvimler basılamaz olmuştur. Değerli milletvekilleri, AKP İktidarı öncesinde ithal mallarda sağlık ve kalite açısından standartlara uygunluk denetimleri yapılırken Hükûmetin yanlış politikaları sonucu bu uygulamalar yumuşatılmış, ülkemiz âdeta üçüncü dünya ülkelerinin ve özellikle Uzak Doğu ülkelerinin, Çin, Tayland, Kore gibi ülkelerin çöplüğü hâline gelmiştir. Piyasada giderek artan kalitesiz ve ithal ürünlerin yol açtığı haksız rekabet neticesinde ülkemizde ciddi, kaliteli ve sağlıklı üretim yapan üretici, malını ihraç etmenin yollarını aramış, Türk piyasası ise "ucuzcu" tabir edilen korsan, merdiven altı işletmeler ile Çin mallarına kalmıştır. Eğer bugün ülkemizde sağlık problemleri özellikle kanser vakaları her geçen gün artıyorsa bunun en önemli nedenlerinin başında gerekli denetimleri yapmayan, tüketicilere sunulan sağlıksız ve kalitesiz malların piyasaya hâkim olmasıdır. Türk vatandaşı bu kadar hor görülmemeli ve de halkın sağlığıyla böylesine oynanmamalıdır. Değerli milletvekilleri, AKP, önceki bütçelerde olduğu gibi bu bütçede de sekiz yıllık iktidarlarına rağmen hâlâ geçmişi karalamaktadır. İktidar dönemleriyle ilgili bölünmüş yol yaptıklarından bahsedenler, yapılan yollarla ilgili gerekli kontroller yapılmadığından asfaltların her yıl yenilendiğinden bahsetmiyorlar. Enflasyonu düşürdüklerinden bahsediyorlar ama, 57'nci Hükûmetin yüzde 64'te aldığı enflasyonu yüzde 29,7'de devrettiğinden bahsetmiyorlar. AKP İktidarında banka batmadığından bahsedenler, Bankalar Kanunu'nu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunu, Mevduat Sigorta Fonu'nu 57'nci Hükûmetin hayata geçirdiğinden bahsetmiyorlar. İhracatın arttığından bahsediyorlar ama, ithalatın çok daha fazla arttığından, bundan dolayı seksen yıllık cumhuriyet tarihinin 247 milyar dolar olan dış ticaret açığının çok daha fazlasını sekiz yılda vererek 380 milyar dolar açık verdiklerinden bahsetmiyorlar. Yine, aynı şekilde seksen yıllık cari açığın 2 katını sekiz yılda cari açık vererek ortaya çıkardıklarından bahsetmiyorlar. Geçen seksen yılda ülkenin iç ve dış borç stoku toplamda 220 milyar dolar iken, geçen sekiz yılda iç-dış borç toplamını 510 milyar dolara çıkardıklarından bahsetmiyorlar. Bugün için vatandaşımızın mevduat bankalarına tüketici kredisi ve kredi kartı kredisi olarak 163 milyar TL borcu olduğundan, yani bebeden dedeye herkesin kişi başına düşen borç miktarının 2.268 TL olduğundan bahsetmiyorlar. Yine, aynı şekilde tarım alanında Hükûmet, gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 1'ini destek olarak vereceğim demesine rağmen, 2002 yılında yüzde 0,62 olan desteğin 2011'de yüzde 0,49 olarak belirlendiğinden bahsetmiyorlar. Değerli milletvekilleri, zeytinde, zeytinyağında, pamukta, incirde sekiz yıldır fiyatlar yerinde sayarken, sütte, buğdayda kısmen artış olmuş ama bu artışlar maalesef ürün girdi maliyetlerinin çok çok altında kalmıştır. Siyasi olarak baktığımızda da 2002 yılında sıfır noktasında aldığınız terör tekrar vatandaşımızın canını acıtmaya başlamıştır. "Açılım" adı altında, terörle mücadeleden müzakere sürecine geçilmiş, Habur rezaletleri yaşanmış, terörist başıyla görüşüldüğünü iddia edenleri şerefsizlikle suçlayanlar, sonrasında, kendilerinin değil ama emirlerindeki devlet kademelerinin görüştüğünü kabul etmek zorunda kalmışlardır. Dün, 1999-2002 sürecinde bir tane açıklamasını, demecini yazılı ve görsel medyada bulamayacağınız bebek katilinin her hafta haftalık demeçleri, yol haritaları, tehditleri normal hâle gelmiştir. Nelerin karşılığında alındığı bilinmeyen eylemsizlik kararları gazetelerin manşetlerini süslemiştir. Verilen tavizler yeni taviz beklentilerini doğurmuş, Meclis kürsüsünde Anayasa'mızın amir hükümlerine rağmen, Kürtçe konuşmalar yapılmış ve iş, Türk Bayrağı'nın yanına başka bayrak asma istemine, iki dillilik talebi ile resmî dilimiz Türkçenin dışında Kürtçenin resmî dil olmasının talebine gelmiştir. Bir taraftan, devletin güvenlik güçlerine taş, havai fişek, molotof atanlara şefkatle yaklaşılması talimatı verilmiş, hatta taş atan çocuklarla ilgili af yasaları çıkarılmış; diğer taraftan, slogan ve yumurta atanlar ile haklarını arayan Tekel işçileri, gazlarla, coplarla gözaltına alınmışlar ve dağıtılmışlardır. Yine Ergenekon davalarıyla dün terörle mücadele edenler Silivri'ye doldurulurken, yurt dışında vatandaşımızı dolandıranlar, holdingler ve Deniz Feneri davaları, maalesef ülke gündeminden düşürülmüştür. Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. |
| Son Güncelleme: Cumartesi, 19 Şubat 2011 10:40 |