| 2011 Yılı RTÜK Kanun Tasarısı Hakkında Konuşma Metni |
|
|
|
| TBMM ÇALIŞMALARI - MECLİS KONUŞMALARI |
| Cumartesi, 19 Şubat 2011 11:22 |
|
23. Dönem 5. Yasama Yılı 66. Birleşim 15/Şubat /2011 Salı Görüşmekte olduğumuz maddelerde RTÜK kanununun sonlarına geldiğimiz görülmektedir. Temennimiz bu kanunla birlikte radyo ve TV yayınlarının beklediğimiz seviyeye ulaşması ve 8'inci maddede kabul edilen yayın ilkelerine uygun yayınların olduğu bir dönemin başlamasıdır. Değerli milletvekilleri, bugünkü TV yayınlarıyla ilgili söyleyeceklerime geçmeden önce bir örnek ile konuya girmek istiyorum. Hepimizin bildiği bir kurbağa haşlama tekniği vardır. Hani anlatırlar ya kurbağayı haşlamak için kaynayan kazanın içine atmışlar, refleksleri güçlü olan kurbağa anında sıçramış ama kurbağayı haşlamak amacında olanlar bir teknik geliştirmişler, önce onları soğuk su kazanlarının içine atmışlar, daha sonra da kısık ateşte altından haşlamaya başlamışlar. Soğuk suda dolaşan kurbağa yavaş yavaş ısınan sudaki reflekslerini kaybetmiş ve kazandaki su kaynamaya başladığında, reflekslerini kaybeden kurbağa maalesef haşlanmaktan kurtulamamıştır. Değerli milletvekilleri, bu örneği neden anlattım? Bugünkü toplumsal olumsuzluklar karşısında vermiş olduğumuz tepki de, daha doğrusu tepkisizlik, toplumsal olarak reflekslerimizi kaybetmeye başladığımızın göstergesidir. Örneğin, işçilerin maaşlarından kesilen işsizlik sigortası primlerinden oluşan fon Hükûmet tarafından farklı amaçlarla kullanılıyor, yüzde 30 oranı yüzde 50'ye çıkarılmaya çalışılıyor, maalesef işçilerden veya işçi sendikalarından yeterli tepki yok. Devletin seksen yıllık birikimleri "özeleştirme" adı altında eşe dosta peşkeş çekiliyor; Ali Dibolar, rüşvetin belgeleri ortaya çıkıyor; yandaş medyalar, yandaş sendikalar, yandaş zenginler türüyor, yeterli tepki yok. Esnaf, sanatkâr ve ticaret erbabı yeni yatırım için değil işini devam ettirebilmek için, çiftçi tarlasını ekebilmek için, vatandaş gününü devam ettirebilmek için bankalara borçlanıyor, geleceğimiz ipotek altına alınıyor; neticesinde, borçlar ödenemezse tarlalarımız, bahçelerimiz gidiyor ama maalesef ne sivil toplum örgütlerinden ne de vatandaşımızdan yeterince tepki yok. Üreten ürettiğini ederinde satamıyor, sattığının parasını alamıyor; tarım, hayvancılık bitme noktasına gelmiş; köylü, doğduğu köyde, yıllarca yaşadığı köyde geçinemediği için şehrin varoşlarına göç etmek zorunda kalıyor, yeterli tepki yok. Yine, açılım saçmalığı sonucu Habur rezaleti yaşanmış, Sayın Başbakan umut tablosu olarak değerlendiriyor. Terörist başıyla görüşmeler yapılabiliyor, yol haritaları, haftalık mülakatlar, TV programları vazgeçilmez şekilde yayınlanıyor, yeterli tepki yok. Kongreler toplanıyor ve toplantılarda "iki dillilik", "özerklik" adı altında federasyon, ayrı bayrak talepleri gündeme geliyor. Mecliste birileri Kürtçe konuştu diye Sayın Bakan da Kürtçe bir şeyler söylüyor ama tepki vermesi gerekenlerden gerekli tepki yok. Yoksa biz de reflekslerimizi mi kaybediyoruz değerli milletvekilleri? Bu millet nasıl bu hâle geldi? Maalesef görsel ve yazılı medya AKP İktidarının yabancı fon ve desteklerin ülkemize girişini 2004 yılında serbest bırakmasıyla AB fonlarından, Soros Vakfı'ndan değişik destekler alınmaya başlanmış, sonrasında ise bir kısım medya almış oldukları parasal desteklerin karşılığını yayın politikalarıyla maalesef vermişlerdir. Yayınların en fazla izlendiği saatlerde yapılan yayınlara baktığımızda bu gayet açık bir şekilde de gözükmektedir. Ülkemin insanları yarışma, magazin veya evlenme programlarıyla, televole kültürüyle, dizilerle avutulmakta. Vatandaşın televizyon izlediği saatlerde bir tane ülke gündemini veya vatandaşın gündemini ilgilendiren konuların konuşulduğu programları maalesef televizyonlarda izleyememekteyiz. İşte, neticesinde geldiğimiz nokta bugünkü durum, malumlarınız. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu duygu ve düşüncelerle önerimizin kabulünü diliyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
|
| Son Güncelleme: Cumartesi, 26 Şubat 2011 08:35 |