| 2009 Yılı Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Konuşma Metni |
|
|
|
| TBMM ÇALIŞMALARI - MECLİS KONUŞMALARI |
| Çarşamba, 16 Şubat 2011 07:43 |
|
23. Dönem 3. Yasama Yılı 103. Birleşim 11/Haziran/2009 Perşembe Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 385 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı'nın 25'inci maddesinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, vermiş olduğumuz değişiklik önergesi, mevcut kanundaki "yıl" ibaresinin aya çevrilmeden yıl olarak devam etmesinden yana verilmiş olan bir değişiklik önergesidir. Neden bundan alınıyorsunuz ki? Değerli milletvekilleri, bahse konu madde, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 353'üncü maddesinin (a) fıkrasıdır. Bu fıkra ile "Vergi kanunlarına göre tutulan defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe hileleri yapanlar, gerçek olmayan, ilgisi bulunmayan kişiler adına hesap açanlar, defterlere kaydı gerekenleri kaydetmeyenler veya başka deftere kaydedenler…" diye devam eden bir maddenin neticesinde bu maddedeki bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasının, yeni düzenlemeyle bir buçuk yıldan üç yıla kadar şeklinde düzenlenmesi istenmektedir. Yani, bu maddedeki cezaların alt sınırı, 1999-2008 yılları arasında altı ay iken 2008 yılı Şubat ayında, bir sene önce çıkardığınız bir düzenleme ile bir yıla çıkarılmış. Şu anda da bir buçuk yıla çıkarmaktayız. Değerli milletvekilleri, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359'uncu maddesi "geçmişte sahte faturayı bilerek kullananlar" ibaresine sahipti. Ama daha sonra bu ibare kaldırılarak kasıt unsuru ortadan kaldırılmıştır. Yani şu anda aslında yapılan düzenleme, Anayasa'nın "suçun şahsiliği" ilkesine de aykırıdır. Anayasa'mıza göre suçun şahsiliği prensibi mevcut durumda var iken sahte belge kullanmaktan dolayı bu maddeye göre cezalandırılan birçok mükellef, aslında başkasının işlemiş olduğu suçlardan dolayı cezalandırılmaktadır. Mükellefler fiilen aldıkları malı, defterlerine girişlerini yapmakta, envanterine kaydetmekte. Daha sonra da bu malları satarak faturasını düzenleyip hasılat olarak gösteren mükellefler, satıcının düzenlediği sahte fatura yüzünden ceza almaktalar. Asıl suçlu, sahte faturayı basan matbaacı ve onu düzenleyen satıcı olmasına rağmen, mağdur olan, belgeyi bilmeden kullanan mükellef olmaktadır. Bu da Anayasa'mızın ruhuna aykırıdır. Değerli milletvekilleri, konu vergi konusuyken biraz da vergi gelirlerindeki durumu gözden geçirmekte fayda var. Bildiğiniz gibi iki türlü vergi gelirimiz var: Birisi direkt vergiler, kazananın kazancı üzerinden alınan vergiler. Bir diğeri de dolaylı vergiler, yani 70 milyondan, kazanca bakılmaksızın herkesten toplanan vergiler. Bunlara örnek olarak da direkt vergilere gelir vergileri, kurumlar vergilerini koyabiliriz; dolaylı vergiler de katma değer vergisi, özel tüketim vergisi gibi diğer vergiler. Bunların durumlarına baktığımızda, sizlerin her zaman yaptığınız gibi 2002 yılıyla 2008 yılını kıyasladığımızda, Sayın Başbakanın tabiriyle nereden nereye geldiğimizi hep beraber göreceğiz. 2002 yılında direkt vergiler yüzde 42, dolaylı vergiler yüzde 58 iken 2008 yılına geldiğimizde direkt vergiler yüzde 30'a, dolaylı vergiler yüzde 70'e çıkmıştır. Bu, 70 milyondan toplanan verginin artması manasına gelmektedir. Değerli milletvekilleri, bir diğer konu da: Bildiğiniz gibi, geçtiğimiz hafta içinde teşvik yasası açıklandı. Genel olarak incelendiğinde maalesef birçok hatalı uygulamanın da devam etmekte olduğu görülmektedir. Örneğin, ilim olan Aydın ikinci gruba verilmiş. İkinci bölge, teknoloji yoğun sektörlerin oluştuğu bir bölge. Aydın tarım ağırlıklı bir il olmasına rağmen, tarımın ağırlığının olduğu üçüncü bölgeye verilmesi gerekirken maalesef ikinci bölgede bırakılmıştır. Ayrıca açıklanan on iki temel sektör arasında jeotermal enerji, seracılık, tarım ve tarıma dayalı sanayinin olmaması da bir eksikliktir. Her zaman olduğu gibi, Hükûmet üzerinde etkili olan sektör temsilcileri on iki temel sektörün belirlenmesinde ve bölgesel dağılımında ağırlıklarını hissettirmişler ama nedense, milletin efendisi olarak söylenen köylü, çiftçi, tarım kesimi ve tarıma dayalı sanayi yine sektörlerin tespitinde yok sayılmışlardır. İstihdam açısından en önemli sektörlerin başında gelen tarım sektörünün bu teşvik paketinde yer bulmamasının nedeni herhâlde AKP zihniyetinin "Gözünüzü toprak doyursun." şeklindeki zihniyetinde yatmaktadır. Ama şu unutulmamalı ki Türkiye'nin kurtuluşu üretimden geçmektedir. Tıpkı 57'nci Hükûmet döneminde dendiği gibi: "Üretim, üretim, inadına üretim." Değerli milletvekilleri, bu duygu ve düşüncelerle, vermiş olduğumuz değişiklik önergesinin kabulü doğrultusunda desteklerinizi bekliyor, heyetinizi en içten duygularla selamlıyorum. |
| Son Güncelleme: Çarşamba, 16 Şubat 2011 07:48 |